﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>GayetCiddi &#124; Feleğini şaşırmış blog.</title>
	<atom:link href="http://www.gayetciddi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gayetciddi.com</link>
	<description>Gariban Üniversite Öğrencisi Hakan Gülbahçe&#039;nin Kaleminden Çok Acayip Mevzular.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Apr 2012 09:56:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Çok Büyük Sıkıntım Var Hocam</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/04/cok-buyuk-sikintim-var-hocam/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=cok-buyuk-sikintim-var-hocam</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/04/cok-buyuk-sikintim-var-hocam/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 09:56:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dini radyo]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[hoca]]></category>
		<category><![CDATA[imam]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=733</guid>
		<description><![CDATA[Fark ettiniz mi bilmem, radyo istasyonlarının belli frekans aralıklarında sanayi sitesi tadında yan yana boncuk gibi dizilmiş dini radyolar var. Bu aralıktan geçerken frekans ilerletme tuşuna her basışta ya bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fark ettiniz mi bilmem, radyo istasyonlarının belli frekans aralıklarında sanayi sitesi tadında yan yana boncuk gibi dizilmiş dini radyolar var. Bu aralıktan geçerken frekans ilerletme tuşuna her basışta ya bir zikir, ya ezan yada Arapça vurgularla Türkçe konuşan bir dj’e rastlıyorsunuz.</p>
<p>Geçenlerde okulumdan otobüsle İstanbul’a dönerken, sırf sıkıntıdan hepsi ayrı bir sosyoloji tezine konu olabilecek bu radyolardan birine takıldım. Haydi kanalın adını da söyleyeyim: Bayram FM. Bu radyoda ekolu bir jingle, yada hayat dolu bir kadın DJ duymanız imkansız. Ama bol bol ölüm, pişmanlık, acı ve af dileme temalı muhabbete denk gelebilirsiniz.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/zekeriya-beyaz.jpg" alt="" title="zekeriya beyaz" width="476" height="277" class="aligncenter size-full wp-image-734" /></p>
<p>Radyonun web sitesinde yer alan top 30 listesinde &#8220;Medine incisi&#8221;, &#8220;Nur çeşmesi&#8221;, &#8220;Hürmetine affet bizi&#8221; gibi, zikir çekerken tansiyonu düşürüp nirvanaya ulaştırabilecek bir çok hit parça var. Hit olmak için gerekli şartlar ise ince bir sese sahip olmak, Türkçeyi Arapça gibi seslendirebilme yeteneği ve şarkının fonuna hızlı yada yavaş, bol nefesli bir zikir sesi koymaktan ibaret. Bir de hiç Photoshop bilgisi olmayan biri tarafından yapılması şartıyla camili, dualı falan bir albüm kapağınız olmalı. Bu şartlara haiz olmanız durumunda muhafazakar camiada bir “ilahi star” olmanız işten bile değil.</p>
<p>Radyoda yine bol zikirli, bol dua ve yalvarışlı bir ilahinin ardından telefon yoluyla dini soruların yanıtlandığı bir programa geçildi. “Çok büyük sıkıntım var hocam, bir hatim istiyorum sizden” diyerek hocaya yalvaran bir kadınla açılışını yaptı program. Hoca “Sıkıntın nedir” diye sormaya dahi gerek duymadı, çözümü belliydi. Eline bir Kuran alıp 23, 24, 25 ve 26. Cüzleri okumasını tembihledi kadına. Dertlere derman hocamız fıkıh bilgisini konuşturuyor, herkesin yarasına illa ki bir merhem çalıyordu.</p>
<p>Daha sonra sıra, dini radyoları hedef tahtasına koymama sebep olan o soruya geldi. Dinleyenlerden biri hamile olduğunu ve doktorun sağlık problemleri nedeniyle hamileliği sonlandırmak istediğini söyleyerek, bu durumda ne yapması gerektiğini hocamıza danışıverdi. Hocamız dini inançlara göre cenine kaçıncı aydan itibaren “ruh üflendiğini” ve ne kadar süre geçtikten sonra hamileliği sonlandırmanın dini inançlara göre sakıncalı olduğunu anlatmaya başladı. Dikkatle hocayı dinledim, zıvanadan çıkma anını sabırla bekledim.</p>
<p>Sonunda hocamız peş peşe bombaları patlatmaya başladı. Doktorların dini inançlara riayet etmediklerini, “paralarına baktıklarını” ve “kafalarına göre” böyle bir şeye karar veremeyeceklerini söyledi. Ağzım açık kalmış, radyoyu dinlerken diğer duyu organlarımın tamamı iptal olup dikkati kulağıma yoğunlaştırmıştı. “Ana rahmine şiş sokup bebeği öldürüyorlar” gibi tariflerle kürtaj’ı dramatize ettikten sonra hocamız küçük bir anekdotla duruma neden böyle bir öneriyle yaklaştığını açıklamaya başladı. </p>
<p>Anlattığına göre doktorlar bir arkadaşına da çocuklarının zeka özürlü ve felçli doğabileceğini söylemiş, kürtaj önermişler. Fakat kendisi arkadaşından bunu reddetmesini istemiş. Neden diye sorarsanız sebebi de bunun “ezelden beri Allah’ın takdiri” olmasıymış. “Allah özürlü doğmasını, felçli doğmasını takdir ettiyse buna karşı çıkamayız” sözleriyle zirve yapan hocamız müthiş bir finalle yorumuna noktayı koydu: “Doktorların her söylediğine inanma, sen vicdanına göre karar ver.”</p>
<p>Dinin mutlak ahlak yasaları bu durum hakkında ne der tam olarak bilmiyorum. Ama evrensel etik, bilinmeyen şeyler hakkında atıp tutmamayı gerektirir. Tıp eğitimi almamış birinin yüzünü bile görmediği bir kadına sağlığı ile ilgili hayati kararlarında tavsiye vermesi çok sakat bir durumdur. İkinci problem ise ülke çapında yayın yapan bir yayın organının sağlık konusunda doktorlara güvenilmeyeceğini ilan etmesidir ki, bu diğerine göre çok daha vahim bir durumdur.</p>
<p>“Doktorun her dediğine inanmayan” kadının, neden sağlık eğitimi almamış, Kuran ayetleri, hadis, sünnet ve fıkıhtan başka bir şey bilmeyen bir adamın sözüne inanması gerektiği de bir muamma. Doktora güvenemeyebiliriz, peki. Ama bir doktora güvenmiyorsak onun kararlarını ancak ve ancak başka doktorların kararlarıyla sınayabiliriz. Kaldı ki sağlıkla ilgili bir mevzuyu doktora sormayıp kime soracağız, ulus çapında yayın yapan bir radyo frekansında konuşuyor olmanın verdiği gazla sınırlarını aşan zırcahil bir radyo programcısına mı ?</p>
<p>Belki de en acı olanı kadınlarımızın sağlıklarını ilgilendiren hayati bir mevzuda doktorun açıklamasına güvenip güvenmeme hususunda bir hocaya danışmasıdır ki, altını kazdıkça daha vahim konulara götürür bizleri.</p>
<p>Neyse ki program bitti, ardından radyoda yatsı ezanı başladı. Ezanın en güzel yanı, kısa bir süre için de olsa hocaların araya girip bilmedikleri konularda atıp tutmalarını engelliyor oluşuydu. Ezan hiç bitmesin istedim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/04/cok-buyuk-sikintim-var-hocam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ana Haber Bültenine Hoşgeldiniz</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/04/ana-haber-bultenine-hosgeldiniz/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=ana-haber-bultenine-hosgeldiniz</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/04/ana-haber-bultenine-hosgeldiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 09:44:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[haber bülteni]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[toplum mühendisliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=729</guid>
		<description><![CDATA[Televizyonun yatak odalarımıza kadar girişine kimse karşı çıkmadı. Muhteşem bir icattı çünkü, sihirli kutuydu. Göbeğimizin üzerine kuruyemiş kasesi koyup oturduğumuz yerden tüm dünyayı takip edebilecektik artık. Favori iki kanaldan Türkiye’de...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Televizyonun yatak odalarımıza kadar girişine kimse karşı çıkmadı. Muhteşem bir icattı çünkü, sihirli kutuydu. Göbeğimizin üzerine kuruyemiş kasesi koyup oturduğumuz yerden tüm dünyayı takip edebilecektik artık. Favori iki kanaldan Türkiye’de olan biten hakkında bilmemiz gereken her şeyi öğreniyorduk. İlçede yada mahallede neler yaşandığını öğrenmek için ise bir yerel tv kanalı izlemek yeterliydi. Bilgi, altın tepsiyle önümüze sunuluyordu.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/atvhaber.jpg" alt="" title="atvhaber" class="aligncenter size-full wp-image-730" /></p>
<p>Sonra bir gariplik hissetmeye başladık. Tam olarak ismini koyamasak da, haber spikerlerinin ses tonunda, yarışma programlarında, alkış tutan seyircinin boş bakışlarında hissediyorduk bu garipliği. Sürekli aynı şeyleri görmekten sıkılan herkes gibi, ayrıntıları görmeye başladık yavaş yavaş. Ve kadraja girenler, kadraja giremeyenleri hatırlattı sonunda.</p>
<p>Ajda pekkan’ın kalp damarına stent takıldığı iddiasınına “Çok iyiyim sadece bir check-up yaptırdım” diyerek cevap verdiğini biliyorum. Necati Şaşmaz’ın bir web sitesinin 3. yılının kutlandığı toplantıda klarnet çalarak dinleyenleri büyülediğini de öğrendim. Bir de Twitter’da birbirlerine laf çarpan ünlüler var tabii. Ahmet Hakan ile Fazıl Say “Arabesk müzik” konusunda kapışmışlar mesela. Sonra efendime söyleyeyim, Acun Ilıcalı’nın yapımcılığını üstlendiği “Survivor” yarışmasında ünlüler yarışı kazanmak için büyük bir yaşam mücadelesi veriyormuş. Mustafa Topaloğlu da esprileriyle izleyicinin gözdesi olmuş. Yarışmanın zor şartlarını gören Mustafa Topaloğlu yapımcı Acun Ilıcalı’ya “Ben sana ne yaptım da beni buraya getirdin” diyerek izleyenleri kahkahaya boğmuş. Cem Yılmaz’ı sorarsanız balayından yeni dönmüş. Havaalanında bir yolcu tarafından yapılan “Evlilik sizi ciddileştirdi” esprisine de “Ne alakası var” şeklinde bir cevap vermiş. Hepsini televizyondan öğrendim.</p>
<p>Bütün bunlar olurken bir yandan da dünyada rejimlerin devrildiği, darbelerin, haksız işgal ve tutuklamaların yapıldığı, ülkeler arasında rekor bütçelerle silah antlaşmalarının imzalandığı, borsalarda sıra dışı yükseliş ve batışların olduğu çok garip bir atmosfer yaşanıyor. Ve yurdum insanı Suriye ile adım adım savaşa itilmemizden çok Cem Yılmaz’ın balayı dönüşü hava alanında yaptığı açıklamalarla ilgileniyor.</p>
<p>Peki buradan çıkaracağımız sonuç ne olabilir, Aziz Nesin “Türk insanının %60’ı aptaldır” derken haklı mıydı yani ? Hayır, bu halkımızın aptal oluşundan değil, kimi insanların fazla zeki oluşundan kaynaklanan bir durum. Aptallık genetik değildir, insanlar doğuştan sorgulayan, merak eden, yeri geldiğinde karşı çıkan, yıkıcı ve yapıcı canlılardır. Buna karşın insanları sonradan aptallaştırmak gayet mümkündür. İnsanları aptallaştırarak yönlendirme ve yönetme tekniklerine bugün kısaca “Toplum Mühendisliği” diyoruz.</p>
<p>Geçenlerde televizyonda bir yığın abuk sabuk magazin haberinin arasına sıkıştırılmış 5 dakikalık bir haber izledim. Haberde SGK’nın ilaçlarda fark ücretini %90’a çıkardığından, yani artık sigortalıların ilaçlara daha fazla para ödeyeceğinden bahsediliyordu. Hemen ardından çıkan haber ise özel sigorta şirketleriyle ilgiliydi. Devletin kurumlarını bırakıp özel sigorta şirketlerine geçen insanların nasıl perişan olduklarından bahsediyordu. Bu mizansenden çıkarılacak sonucu anlamak, Hacivat Karagöz oyununu anlamaktan daha fazla bir zihinsel efor gerektirmiyor.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz yüzyılda “güç”, kaslarla yada silahlarla ilgili bir terim değil. Artık günümüzde kitleleri harekete geçirme, yönlendirme ve gerektiğinde pasifize edebilme yetisi gücün bir kısmını, bilgiyi elinde tutma ve yönetme becerisi diğer kısmını oluşturuyor. Gücü elde etmek ve elde tutmak için gerekli bu iki becerinin en etkin uygulama alanı ise, her odaya bir tane sokup sabahtan akşama kadar büyülenmişçesine izlediğimiz televizyondan başka bir şey değil.</p>
<p>Bu kapandan kurtulmanın tek yolu, çıkarları çatışan karşıt yayın organlarını aynı anda takip ederek birbirlerine saldırırken saçtıkları bilgileri toplamak ve üzerlerine düşünerek kendi haber bültenimizi ve kendi gündemimizi oluşturmak. Yani bir başka deyişle, bir zahmet tatlı uykumuzdan uyanmak.</p>
<p>Sizler uyandıysanız, şimdi her şeyin farkında olduğu halde derin uykudan uyanmak istemeyen ve hala inatla Aziz Nesin’i doğrulamaya çalışan vatandaşlarımız için haber bülteni geliyor:</p>
<p>“Evet sayın izleyenler, ezan susmadı, bayrak inmedi. Ayriyeten Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Terörist diyorsak terörist, gerilla diyorsak gerilladır. Falan kişiler bölücü, filan kişiler ise birlik beraberlik ve barış yanlısıdır. Survivor’da Mustafa Topal esprileriyle kırdı geçirdi. Cem Yılmaz balayından döndü. Yarın aynı saatte görüşmek üzere esen kalın.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/04/ana-haber-bultenine-hosgeldiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanatçı Fantezisi</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/04/sanatci-fantezisi/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=sanatci-fantezisi</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/04/sanatci-fantezisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 09:34:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[yapımcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=725</guid>
		<description><![CDATA[Arkadaşımla internetten müzik videoları izleyerek sohbet ediyorduk. Sıra Murat Boz’un bir klibine geldiğinde, arkadaşım övgü tonlamasında bir küfürle (küfrederek övmek topraklarımıza özgü bir kompliman yapma tekniğidir) sözüne başlayarak şöyle dedi:...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşımla internetten müzik videoları izleyerek sohbet ediyorduk. Sıra Murat Boz’un bir klibine geldiğinde, arkadaşım övgü tonlamasında bir küfürle (küfrederek övmek topraklarımıza özgü bir kompliman yapma tekniğidir) sözüne başlayarak şöyle dedi: “Bu ülkede her kızın “vereceği” iki tane adam var. Biri bu (Ekranda vücudundan su damlaları süzülen Murat Boz’u gösteriyor) biri de Kıvanç Tatlıtuğ.” Kızların “vermesi” tabiri ucu ataerkil toplum yapısına, Orta Asya’nın bozkırlarında esen rüzgârlara kadar uzanacak denli geniş, apayrı bir yazı konusu olurdu, ama şu an derdim başka.</p>
<p>Üniversiteler halkın zihninde sanatın ve bilimin gerçek değerini bulduğu ve yüceltildiği ilim ve irfan yuvaları olarak bilinedursun, olayın iç yüzünü biz üniversiteli gençler biliyoruz. Ne acıdır ki gözlemlerimize göre Türkiye’nin çoğu bölgesinde üniversite, esasında bilim ve sanatla uzaktan yakından alakası olmayan bir kurum olup, tek işlevi ilkokul ve lisede karşı cinsten ölümüne uzaklaştırıldığı için bunalıma giren ergen ertesi gençlerin geç de olsa sosyal hayata ve dolaylı olarak cinsel hayata bir girizgâh yapmasını sağlamaktır.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/camerondiaz.jpg" alt="" title="camerondiaz" class="aligncenter size-full wp-image-726" /></p>
<p>Bu sebeple ömründe ilk kez üniversitede eli bir kız eline değmiş gençlerimizin cinsel uzuvlarıyla beyinleri bu şokun etkisiyle nereden baksanız en azından 4 yıl boyunca yer değiştirebiliyor. Bu da uzunca bir müddet dünyaya bacak arasından bakmak, her şeyi bu minvalde ele almak demek. Bütün bunlar çevremde olup biten, günlük hayatımın bir parçası olan olaylar olsa da, sırf siz okurlar için olan bitene çok hayret ediyormuş gibi yaparak çaktırmadan yazıya devam etmeyi düşünüyorum.</p>
<p>“Abi ne kız götürüyordur bunlar var ya” gibi ahlaktan yoksun söylemlere en çok konu edilen sanatçılar Rock grupları. Rock gruplarında bateristler bile yediği önünde yemediği arkasında farz edilir. Solistlere ise öğle yemeğinde bile kucak dansı yapıldığına inanılır. Gerçi eline gitar alan her gencin sırrı keşfedilemeyen bir manyetizma ile kızları etrafına toplaması olgusu yüzünden ben de durumdan kıllanmıyor değilim, ama konu bu değil. Asıl mevzu tüm sanat dallarına kız tavlama aracı olarak bakılması.</p>
<p>Öte yandan bağlantılı bir diğer olgu da sanat camiasında başarılı olan kadınlarımızla ilgili. Onlara karşı en yaygın yaklaşım ise – aynı şoku sizlere de yaşatmak amacıyla affınıza sığınarak aynen aktarıyorum- “Kim bilir kaç kişi çakmıştır buna” şeklinde. “Çakmak” fiiliyle kadının tümüyle edilgen bir rol oynadığı cinsel ilişki kastediliyor. Yada lafı uzatmaya gerek yok, düpedüz hayvanca bir tabir bu. Nispeten daha kibarcası da “Kim bilir kaç kişinin yatağından geçti de geldi o noktaya” şeklinde.</p>
<p>Biz izleyici ve dinleyiciler bir grup solistinin yada kadın sanatçının kimlerle cinsel münasebette bulunduğunu yada yataktaki performanslarını merak etmiyoruz. Zira ekranlarda izlediğimiz şey porno değil.</p>
<p>Birilerinin yatağından geçerek ünlü olma konusuna gelirsek, kötü bir oyunculuk da, kötü bir ses de birileriyle yatarak kurtarılabilecek şeyler değil. Dizi manyağı olmuş, albüm koleksiyonları yapmış Türk insanının farkında olmadan yaptığı elemeler sayesinde sanatçılarımız her geçen gün daha profesyonel hale geliyor. Fakat sektör ne kadar ilerlerse ilerlesin, hayalleri olan bir kıza elinde viski bardağıyla “İstersen seni çok ünlü yapabilirim yavrum, birlikte bişeyler içer miyiz” diyerek sarkan yapımcı imajını bir türlü zihinlerimizden silemiyoruz, Yeşilçam sağolsun.</p>
<p>Anlaşılmayışını çok derin oluşuna, yediği kazıkları da çok dürüst oluşuna bağlamayı seven insanımız, oyunculuktaki yeteneksizliği sebebiyle başarısız oluşunu da yapımcıya yaltaklanmamasına, dolayısıyla ahlaklı oluşuna bağlıyor. Böylece bir yerlere gelmiş her insan otomatikman ahlaksız olmuş oluyor.</p>
<p>Bu, hükümetlerin dini ve milliyetçi duyguları coşturup kendi çarpıklıklarının fark edilmesini engelleme tekniğiyle tamamen aynı yöntem. İkisi de esas olarak yapılması gereken işin ne kadar kötü yapıldığının görülmesini engelleme amaçlı saçmalıklar yığınından başka bir şey değil.</p>
<p>Hayır, kimse kız peşinde koşarken kazara sanat yapmaz. Bir başka deyişle sanat dallarını bugün bulundukları yere hormonlarımız sayesinde getirmedik. Aslına bakarsanız bu muhabbet ne sanatçıların umrunda ne de yapımcıların. Tek problem aklı cinsel uzvunda gezmenin ve oturulan yerden konuşmanın bu topraklarda birer ata sporu olması.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/04/sanatci-fantezisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elektrik Alamadım</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/04/elektrik-alamadim/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=elektrik-alamadim</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/04/elektrik-alamadim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 09:25:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[daire]]></category>
		<category><![CDATA[esra erol]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik programları]]></category>
		<category><![CDATA[maaş]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=718</guid>
		<description><![CDATA[Onlar. Her türlü cinsel aktiviteden uzak düşlediğimiz, rüyalarımızda ellerine bir asa ve üstlerine de beyaz bir entari vererek bilge adam ilan ettiğimiz ak sakallı dedelerimizin bilinmeyen yönlerini keşfetmemizi sağladılar. Onlar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onlar. Her türlü cinsel aktiviteden uzak düşlediğimiz, rüyalarımızda ellerine bir asa ve üstlerine de beyaz bir entari vererek bilge adam ilan ettiğimiz ak sakallı dedelerimizin bilinmeyen yönlerini keşfetmemizi sağladılar. Onlar sayesinde öğrendik kırkından sonra azanı teneşirin paklamadığını ve kırk yaş üzerindeki insanların da bildiğin senin benim gibi (belki senin benim gibi olmasa da bir şekilde) seviştiklerini. Onlar öğrettiler bize insanların sadece dış görünüşüyle değil, içiyle de (maaş, gayrimenkul,çocuk,evlilik sayısı vs.) ilgilenmeyi. Onlar, her sabah televizyonlarımızı saatlerce istila eden canlı yayınlar. Onlar, bitmek bilmez tanışmalar, hoşlanmalar, elektrik almalar ve ayrılmalar. Onlar… Onlar Evlilik Programları.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/esraerol1.jpg" alt="" title="esraerol" class="aligncenter size-full wp-image-721" /></p>
<p>Saçları yapılmış, bir ton makyaj ile yüzü pürüzsüz hale getirilmiş genç kızımız televizyondan biz fanileri selamladıktan sonra hareketli duvarın sağındaki koltuğuna oturuyor. Ekranın alt köşesinde kızın bilgileri sıralanıyor. “21 yaşında, hiç evlenmemiş, filan burcu, hobileri hede hödö.” Biz, programı seri halinde takip etmeyen akıl fikir sahibi izleyiciler, kısa bir özetle kızın şu ana kadar taliplilerini reddetmekle ün kazandığını öğreniyoruz. Kızın gözlerinde süper ligde galibiyet serisi yakalamış bir takım kaptanının bakışları var.</p>
<p>Stüdyodaki seyirciler yorumlarını yapmaya başlıyorlar, tek derdi oymuş gibi “Birini seç artık” diyor 40’lı yaşlarındaki bir ev hanımı. Feminen hareketlerle entelektüel göründüğüne yürekten inanan bir adam ise “Bence hayatına yön verirken birden fazla kriterin olmalı” diyor kıza. Fakat kızın neden bir üniversite eğitimi görmek veya en azından gençliğini yaşamak yerine hemen 21 yaşında evlenmek istediğini kimse sormuyor. Evlenmek istiyorsa bile bunu neden hemcinsleri gibi flört ederek doğru insanı bulma yoluyla değil de, bir televizyon kanalının canlı yayınında yapmak istediği de bir muamma. Ama sanıyorum programın yapımcıları da hedef kitlesinin beyninin ambale olduğunun farkında olacak ki, bu tür sorularla ilgili hiç bir kaygı taşımıyorlar.</p>
<p>Bir de dedelerimiz ve ninelerimiz var tabii. Yapımcıların onları sahneye çıkarıp iliğini kemiğini emmek için daha geçerli bir sebepleri var; onlar yalnızlar. “Eşim 30 yıl önce öldü ve onu hala özlüyorum” derken gözlerinden yaşlar süzülen bir dedenin karşısında değil RTÜK, dağ olsa duramaz. Lakin buna karşın dedemizin tek özelliği kaybettiği aşka duyduğu özlem olsaydı maalesef bu duygusallık kadınlar için bir şey ifade etmezdi. Neyse ki dedenin gözyaşlarının yanı sıra bir emekli aylığı, birikmiş parası ve gayrimenkulleri de var. Bunlar da kadınlarda en azından sevinç gözyaşları görmek için yeterli özellikler.</p>
<p>Gayrimenkul, emekli maaşı birer artı puan. Çocuklara gelirsek, kadının gözünde mirasçıdan başka bir şey değiller. Çocuklar da zaten babalarına yaklaşan her kadına miras avcısı olarak bakıyor. Çocuklu bir damat adayının gayrimenkul sayısından çocuk sayısını çıkardığımızda elde edilen rakam ne kadar yüksekse, gayrimenkullerden bir kısmının kadının üzerine geçirilmesi ihtimali de o kadar yüksek. Eksi bir rakam çıkması halinde reddedilmek çok da şaşırtıcı değil. Zaten “Elektrik alamıyorum” sözünün meali de bu.</p>
<p>Fakat nadiren de olsa Nine sıfatını almaya hak kazanacak yaşların eşiğine gelmiş kadınların mal mülk dışında bazı özel beklentileri de olabiliyor. Poposunun kılları ağardığı halde evrimle kazandığı “doğadaki en güçlü erkekle çiftleşme” içgüdüsünü kaybetmemiş kimi kadınlar, bu tarz programlarda gençliklerinde olduğu gibi erkeklere canlı yayında maymunluk yaptırmaya devam ediyorlar. Yalnız doğal olarak erkekten bekledikleri şeyler gençlik zamanlarındakilere göre daha mütevazı. Eğer ak sakallı dedemiz takım elbisesiyle stüdyonun yakıcı lambaları altında kalp krizi geçirmeden birkaç dakika göbek atabilirse dişisini etkileyebiliyor. Ölürse de yapacak bir şey yok, doğal seçilim böyle bir şey. O gider, birkaç saniye daha göbek atabilen bir dede gelir. Ve kim bilir, belki de bu programların neden olduğu seçilim sayesinde milyonlarca yıl sonra yer yüzünde yarım saatten fazla göbek atan dedeler türeyebilir.</p>
<p>Aktardığım tespitlerle nihayet yazımı bir sonuca ulaştırmak niyetindeydim. Ama gel gelelim gözlem yapayım derken programa fena takıldım. Şu an ne mit mensuplarının sorgulanması sorununu, ne Suriye, ne insan hakları ihlalleri ne de petrol fiyatları umrumda. Tek düşündüğüm Dürdane Hanım. Acaba Atilla Bey’i beğenecek mi ? Niye beğenmesin ki, kendi çapında yakışıklı bi adam, üstelik esprili de. Evi, emekli maaşı falan da var. Ondan iyisini mi bulacak ?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/04/elektrik-alamadim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medya: Çirkin Fahişe</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/04/medya-cirkin-fahise/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=medya-cirkin-fahise</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/04/medya-cirkin-fahise/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 09:09:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[bana her şey yakışır]]></category>
		<category><![CDATA[beni baştan yarat]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik programları]]></category>
		<category><![CDATA[giyim programları]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=714</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanların çaktırmadan yavaş yavaş yükselen TV fenomenleri “Şu an yüzüne bakılmayacak haldesin ama istersen şahane biri olabilirsin” temalı giyim ve estetik ameliyat programları. Kadınlarımız bu sayede neyin takdir edildiğini,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanların çaktırmadan yavaş yavaş yükselen TV fenomenleri “Şu an yüzüne bakılmayacak haldesin ama istersen şahane biri olabilirsin” temalı giyim ve estetik ameliyat programları. Kadınlarımız bu sayede neyin takdir edildiğini, neyin iğrenç olduğunu ve bunların hangi kriterlere göre belirlendiğini öğreniyorlar. Programların formatları ise tahmin edebileceğiniz gibi TV de her tür maymunluğu deneyen Amerika’dan ithal.</p>
<p>TV kanallarındaki bu aymazlığı özetlemek gerekirse genel olarak izlenen yol şu: annenize yada kız kardeşinize benzeyen bir kadın programa alınıyor. Bizzat katıldığı programın yarattığı döngü nedeniyle umutsuzluğa düşmüş kadına, ilk aşamada 70 milyon insan huzurunda ne kadar zavallı olduğu kabul ettiriliyor. Kadın saçından tırnağına bir çirkinlik abidesi olduğuna ve evrende kötü denebilecek ne varsa hepsinin bir şekilde vücudunda toplandığına kani oluyor.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/bana-sik-bok-yakışır.jpg" alt="" title="bana sik bok yakışır" class="aligncenter size-full wp-image-715" /></p>
<p>Sonraki aşama ise kadına “neyin iyi neyin kötü” olduğunun dikte ettirildiği aşama. Kalemi kadının vücudunda gezdiren estetik cerrah “Şuraların düzeltilmesi gerek” diyor. Kadının giydiği kazak, taktığı kolye, lanetliymişçesine hemen üzerinden atılıyor. (Kamera arkasında o giysileri yakarak etrafında çılgınca dans ediyor da olabilirler, bilmiyorum.) Sonra kadının yüzünün ne kadar çirkin olduğu ve ne kadar “ev hanımına” benzediği, ama birkaç dokunuşla ne kadar mükemmel bir insan olabileceği söyleniyor. Kadın da bunun üzerine o kadar mutlu oluyor ki, neredeyse delirmenin eşiğinden dönüyor.</p>
<p>Kadın metamorfoz geçirirken, ekip ailenin yanına uğruyor. Annelerimiz genelde başı örtülü tombul yanaklı şirin Türk anneleri. Babalarımız ise emekli, kardeşler de ilkokula falan gidiyor. Röportajlarda hepsi teker teker programa katılan kadının güzelleşeceğine dair inançlarını sıralıyorlar. “Böyle abuk sabuk bi maceraya girişmenin ne gereği vardı” fikrini ise insanüstü bir gayretle küçülte küçülte “Aslında biz onu şimdiki haliyle de seviyorduk” cümlesinin içine içine sığdırmayı başarıyorlar.</p>
<p>Sonunda büyük gün geliyor ve kadın sahneye çıkıyor, ışıklar parlıyor, konfetiler havada uçuşuyor. Ajanslardan çağrılmış, o akşam için kişi başı 20 lira ödenen çakma stüdyo seyircisi ayakta alkışlıyor kadını. Saçlar bukle bukle olmuş, kafa adeta bir makyaj kovasının içerisine daldırılıp çıkarılmış. Kazak ve pantolondan “kurtarıldıktan” sonra kendisine dekolteli kırmızı bir elbise giydirilmiş. Burnu, yanakları, dudakları “kabul edilebilir” duruma gelmiş. Herkes o kadar mutlu, her şey o kadar muhteşem ki.</p>
<p>Program bittikten sonra ne mi oluyor dersiniz ? Ne olduğunu söyleyeyim.</p>
<p>Giydirdiğiniz elbise güzel, ama yalnız bir yada birkaç tane var. Gardırobun geri kalanı ise canlı yayında lanetlediğiniz o kazaklardan oluşuyor. Makyaj yaptırmak için bir daha profesyonel bir yere gitmeyi ise aklından bile geçiremiyor. Bukle bukle saçlar zamanla at kuyruğu yapılıyor, çünkü kuaföre gidecek para yok. Şirin başörtülü tombul yanaklı annemiz ise eskiden olduğu gibi kızına uygun bir koca adayı bulmak için kısır, poğaça ve çaydan müteşekkil sofralar arasında, kadın muhabbetlerinde bekar erkekleri tespit etmeye çalışıyor. Bir an için stüdyoda parlayan her şey bir süre sonra sönerek eski haline geri dönüyor.</p>
<p>Programdan geriye normal halleriyle aşağılanmış ve küçük düşürülmüş kadınlar kalıyor. Medyanın kriterlerine göre “Güzel olmanın” maliyetini karşılayamayan kadınlar, yaratılan bu döngünün içerisinde hamster gibi koşarak umutlarını yitiriyor, hayattan eksiliyorlar. Kapitalist program formatlarının dikte ettiği gibi sürekli tüketiyorlar, ama en çok da kendilerini tüketiyorlar. Eviyle ve ailesiyle ilgilenen kadınlar “femme fatale” olma umuduyla ruhlarını televizyona satıyorlar, maalesef çok ucuza.</p>
<p>Kadınlarımızın aşağılanarak estetik cerrahın masasına yatmayı kabul etmek yerine, abuk sabuk tv programlarını masaya yatırdıkları bir gelecek hayal ediyorum. Medyayı çırılçıplak soyun, elinize bir kalem alın ve beğenmediğiniz kısımları kalemle işaretleyin. Ve toplumun gerçek estetik cerrahları olarak onlara şunu söyleyin: “Şuraların düzeltilmesi gerek.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/04/medya-cirkin-fahise/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Eurovision Tribi</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/04/turkiye%e2%80%99nin-eurovision-tribi/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=turkiye%25e2%2580%2599nin-eurovision-tribi</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/04/turkiye%e2%80%99nin-eurovision-tribi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 08:58:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[can bonomo]]></category>
		<category><![CDATA[eurovision]]></category>
		<category><![CDATA[kıraç]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakar]]></category>
		<category><![CDATA[trt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=708</guid>
		<description><![CDATA[“Eurovision şarkısını dinlemedim, Can Bonomo’yu da tanımıyorum” dedi. Şok içinde elimdeki reçelli ekmeği masaya bırakıp televizyona döndüm. Kahvaltıyı falan unuttum. Bu cümlenin sahibini muhakkak görmeliydim. Televizyonda konuşan bu kişi, periyodik...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Eurovision şarkısını dinlemedim, Can Bonomo’yu da tanımıyorum” dedi. Şok içinde elimdeki reçelli ekmeği masaya bırakıp televizyona döndüm. Kahvaltıyı falan unuttum. Bu cümlenin sahibini muhakkak görmeliydim. Televizyonda konuşan bu kişi, periyodik aralıklarla akla ziyan açıklamalar yapmayı pek seven şarkıcı Kıraç’tan başkası değildi. Rahatladım, en azından ülkede aynı karakterde yeni bir insan daha türememişti. Bildiğimiz Kıraç’tı bu.</p>
<p>Kanal Tarafından “Rock Müziğin Sevilen İsmi” olarak sunulan Kıraç, daha önce de Kenan Doğulu’nun piyasa şarkısı “Ex-Aşkım” (Eski aşkım)  için de “Ex aşkım nedir, Extacy’i çağrıştırıyor, gençlerimizi uyuşturucuya teşvik ediyor” gibi en az şarkının kendisi kadar uyduruk bir yoruma imza atmıştı.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/kirackirackirac.jpg" alt="" title="kirackirackirac" class="aligncenter size-full wp-image-711" /></p>
<p>“Halka” filminden tanıdığımız küçük kız “Samara” gibi, Kıraç’ın da bir kuyunun içerisinde yaşayıp ara sıra yukarı tırmanarak televizyona çıktığını düşünmeye başladık artık. Şu ana kadar televizyondan fırlayıp üzerime saldırma ihtimaline karşı bunu ortalık yerde pek dile getirmiyordum, ama artık kendimi tutamıyorum. Hem bu kadar dünyadan bihaber olup hem de zırt pırt televizyonda boy gösterebilmenin başka bir yolu yok çünkü.</p>
<p>Görülen o ki “Eurovision’u takip etmiyorum, her sene finalleri yapılıyor galiba” yada “Gündemimde Eurovision’dan çok daha önemli şeyler var” gibi cümlelerle sokaktaki her iki vatandaştan birinin haberdar olduğu bir konu hakkında hiçbir fikir sahibi olmamayı bir meziyet olarak görüyor Kıraç. Bunda bir beis yok. Zira olup bitenden haberi olmamasının kendisi dışında hiç kimseye bir zararı yok.</p>
<p>Esasen Kıraç, lüzumsuz çıkışlarını kale alıp da yazının konusu yapacağım bir isim de değil. Hatta kendisini bir daha gündeme almam için amuda kalkıp ağzıyla kedi yakalaması falan lazım. Ama Anadolu Rock kafasıyla, olabilecek en sığ biçimde şarkının İngilizce olmasını eleştirmesi, kendisini yaygın bir görüşün sembol isimlerinden biri haline getiriyor. Bu da kendisini hedef tahtasına koymak için yeterli bir sebep. </p>
<p>“Mesela ben bu şarkının neden bahsettiğini bilmiyorum, şarkı neden Türkçe değil, bu toprağın insanına hitap etmiyor” derken, anlamadığı bir şarkının umurunda olmadığını söyleyen Kıraç’tan, bu mantığı ters çevirerek dünya halklarının da dilini anlamadıkları bir şarkıdan tat alamayacakları gerçeğine ulaşmasını beklemiyoruz tabi. Bu zihinsel işlemi gerçekleştirebilmek için gerekli açık fikirlilik, aynı zamanda böyle bir cümleyi hiç kurmamış olmayı gerektirir çünkü.</p>
<p>Toplumun genelinde var olan hastalıklı psikolojiyi çözmek için modelimiz Kıraç’ın zihninde Eurovision bahanesiyle kazımızı sürdürüyoruz. Kıraç’ın beyninde bulacağımız fosil örnekleri kayıp halkaları tamamlayacak. </p>
<p>Eurovision’da sonuncu olan şarkımız “Seninle Bir Dakika” hakkında “Bence dünyanın en iyi 50 şarkısından biriydi” demesi vizyon eksikliğinin bir numaralı semptomlarından biri. Başarısı su götürmez sanatçı Can Bonomo’ya da amatör diyerek müzikte kendi tarzı dışında hiçbir tarzı adamdan saymadığını göstermesi de kazıda bulduğumuz fikirlerden. Ama daha derine indiğimizde ise “Kıraç-TRT-Muhafazakarlık” üçgeninde şu cümleyle karşılaşıyoruz: “Bana Can Bonomo’yu nasıl tanımazsın diye soruyorlar, ben size Piri Reis’in kim olduğunu soruyor muyum?”. Hmm, Can bonomo ve Piri Reis. Alakayı pek çözemedik ama çok şükür hemen ardından gelen “Türk değerleri” nutukları ve “Mesela biz Pepee’ye halay çektirdik” gibi sözlerinden Kıraç ve onun zihniyetindeki insanların uluslararası organizasyonlara tuvalet penceresi ebatında bir çerçeveden baktıklarını görebiliyoruz. </p>
<p>Biz muhafazakar-milliyetçi duygularla gözleri körleşmemiş vizyon ve kulak sahibi insanlar olarak Kıraç’a Can Bonomo’nun “Meczup” albümünü dinlemesini öneriyoruz. İçinde yaşadığı kuyuya kablolu Tv çekmeye de hazırız. Hatta mide bulantımız geçer de yine gitarlı dizi müziği istersek tekrar piyasaya çağırmamız bile mümkün. Ama o zamana dek kendisini bir daha televizyonda görmek istemiyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/04/turkiye%e2%80%99nin-eurovision-tribi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şarap ve Öğrenci</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/04/sarap-ve-ogrenci/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=sarap-ve-ogrenci</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/04/sarap-ve-ogrenci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Apr 2012 10:07:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçsel Miçsel]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[biricik]]></category>
		<category><![CDATA[buzbağ]]></category>
		<category><![CDATA[dolluca]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[şarap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=700</guid>
		<description><![CDATA[Dükkana girer, yaldır yaldır parlayan cam şişelerin arasında gezinirim ilk önce. Hangi rafın önünde duracağım bellidir, ama naza çekerim kendimi hemen gitmem onun yanına. Gezinirim bir müddet. Cepteki parayı kontrol...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dükkana girer, yaldır yaldır parlayan cam şişelerin arasında gezinirim ilk önce. Hangi rafın önünde duracağım bellidir, ama naza çekerim kendimi hemen gitmem onun yanına. Gezinirim bir müddet. Cepteki parayı kontrol ederim, rahat bir şekilde ay sonunu getirmek mümkün müdür ? Her zamanki gibi “Heralde mümkündür” sonucunu çıkarır, cüzdanı kapatırım.</p>
<p>Rakı şişesi ruhsuz ve renksizdir. Buruk hisler, efkar vardır içinde. Sigara içip kavun yiyen, duvarına astığı eski sevgilisinin fotoğrafına kadeh kaldıran kendinden geçmiş bir adamdır o, tehlikelidir. Kaybedeceği hiçbirşey yoktur, kaybedeceğini kaybetmiştir zaten.</p>
<p>Vodka içmeden sarhoştur, bir gazoza yada vişne suyuna tutunmadan yürüyebildiği görülmemiştir. Hayatın acı tadını bir miktar eğlenceyle katıştırıp dans eder sabaha kadar. Bazen renksiz olur kafayı dağıtır sadece, turuncu olup eğlendiği bir gece gönlünü bir kıza kaptırınca kırmızı devam edebilir hayatına.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/EkranGoruntusu-2012-04-07-124901-şarap.png" alt="" title="EkranGoruntusu - 2012-04-07 12:49:01 (şarap)" class="aligncenter size-full wp-image-703" /></p>
<p>Biranın muhabbeti iyidir. Kuruyemişi de bulunca başlar anlatmaya. Konuşur gece yarısına kadar. Hayvanca kahkahalar atar, götüyle güler herşeye. Herkesle tanışır, herkesle kaynaşır bira. Böbeklidir, neşelidir, sempatiktir.Ama muhabbet modunda değilim şu ara. </p>
<p>Katilin cinayeti işlediği yere dönmesi gibi, yavaş yavaş yaklaşıyorum asıl raflara. Yolda Viskiye rastlasam da pek ilişmiyorum. Viski takım elbise giyer çünkü, hep işten güçten bahseder sıkıcıdır. Biranın samimi kahkahaları uzaktan yankılanırken yalnızca sinsi bir gülümseme vardır viskinin yüzünde. Anlatır da anlatır. Yalnız buz ve çikolata dinler bu muhabbeti, onları da tüketir zaten. </p>
<p>Beyaz şarap, şık giyimli beyaz bir kadının boş bakışlarıyla bakar raftan. Ne deseniz kabul eder, ne isteseniz yapar. Ne katılırsa içine, hiç diretmeden alır rengini. Kokusu da sıradandır tadı da. Tavlamak kolaydır, değmez.</p>
<p>Bir önceki cinayeti işlediğim yeri kanın renginden tanırım.</p>
<p>Öğrencidir kırmızı şarap. Her dönem alttan en az beş dersi vardır. Kafasına estiğinde okula gelmez, devam zorunluluğu olan derslerin devamsızlık hakkını sonuna kadar kullanır. Hocalara atar yapar, kapıyı vurup dersten çıkar. Sevgilisini alıp fakülte içinde kuytu yerlere götürmek, saçlarına dokunmak, dudaklarını öpmek, gözlerinin içine bakmak ister. Vize haftasına kadar o kadeh senin bu kadeh benim eğlenmesine karşın, iki gün kala götü sıkışınca not aramaya başlar. Dikkatli dinlerseniz fotokopi kuyruğunda uzun, koyu yeşil şişelerin birbirine çarptığını duyabilirsiniz.</p>
<p>Aşkını tirbişon bulamadığından bir türlü çıkaramamış, bıçakla yada tornavidayla içine itmiştir. Ya aşıktır, ya ayrılmıştır, ya da unutamayacağı bir kazık yemiştir şarap. Şişe boşalsa da salladıkça sesi gelir içinden.</p>
<p>Viski gibi kısa geniş bardaklarla bakmaz hayata. Buzların soğukluğu iter onu. Uzun ince bardağına saygı duyar rakının, ama o da sarmaz. Biranın öküz bardaklarda hayatı doyasıya yaşamasına özenir, ama bir bildiği vardır. Ona göre değildir bu ortamlar. Hayat zaten kısa olduğundan, shot bardağının hızına da ulaşmaya çalışmaz.</p>
<p>O ince ruhludur, ince görmek ister dünyayı. Kafası bozulduğu zaman parçalayıp içinden çıkabileceği ince bir cama yaslar sırtını. Şişesinde siyah görülür, soğuk davranır, saklar duygularını. Kadehin kadınsı hatlarını, inceliğini, estetiğini sever, gerçek rengini yalnız ona göstermek ister şarap.</p>
<p>O kırmızıdır. Evrene şekil veren her güç gibi, aşk gibi, öfke gibi, nefret gibi kırmızıdır. Bira, vodka gibi eğlenceye dalmamış, viski gibi işkolik olmamıştır şarap. Çimenlerin üzerine yatıp yıldızları izler geceleri. Nereden geldik, nereye gidiyoruz diye sorar uzayın sonsuz karanlığına doğru. Seneler boyu düşünür, düşündükçe yıllanır, yıllandıkça güzelleşir. Beni de yıllandırır her kadehte.</p>
<p>Sabah kurumuş dudaklar ve baş ağrısıyla uyanırsınız. Boş şişeyi elinize alıp sallarsınız, mantarı hala içindedir. Hala içinden atamamıştır derdini. Hala kırgındır eski sevgililerine, hala yorgundur yaşamaktan, hala eksiktir bir yanı. Ama yine de sever kadehi, dünya kadar yuvarlak, onun kadar tombul olduğu için sever belki de. Durmaz, her gece başka bir kadehe tattırır aşkının kırmızısını. </p>
<p>Mantarını içinden atıncaya dek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/04/sarap-ve-ogrenci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fetih 1453 : &#8220;Ego göklerdedir&#8221;.</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/02/fetih-1453-ego-goklerdedir/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=fetih-1453-ego-goklerdedir</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/02/fetih-1453-ego-goklerdedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 14:04:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>
		<category><![CDATA[fetih 1453]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[ulubatlı hasan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=681</guid>
		<description><![CDATA[“Veda” filmi ile başlayan, ilkokul ders kitabı çapında tarih bilgisinin sinemaya yansıtılması misyonunu yüklenen, beyaz perdeyi Milli Eğitim Bakanlığı onaylı tarih kitabına çeviren derinlikten yoksun filmler serisinin ikinci elemanı “Fetih...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Veda” filmi ile başlayan, ilkokul ders kitabı çapında tarih bilgisinin sinemaya yansıtılması misyonunu yüklenen, beyaz perdeyi Milli Eğitim Bakanlığı onaylı tarih kitabına çeviren derinlikten yoksun filmler serisinin ikinci elemanı “Fetih 1453” filmi vizyona girmiş durumda. Haliyle ben de bu eğitici eseri kaçırmadım, izledim.</p>
<p>“Beşinci salonumuzdaki film başlamak üzeredir” anonsuyla birlikte ite kaka salona hücum eden kalabalık, daha film başlamadan fetih atmosferini salonun kapısında peşin peşin yaşatmayı başardı. Ben ise her ne kadar salona giriş esnasında bir orta çağ tadı yakalasam da, numarası belli olan koltuğuma benden izin almadan kimsenin oturamayacağı uygar bir çağda yaşadığımın farkında olduğumdan Salon 5’in kapılarına dayanmadım, surlarını yıkmaya falan çalışmadım. Kalabalığın içeri girip dağılmasını bekledim.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/fetih_1453_34226_6315105.jpg" alt="" title="fetih_1453_34226_6315105" class="aligncenter size-full wp-image-682" /></p>
<p>Milyon dolar harcanarak yapılmış, görsel efektleri yere göğe sığdırılamayan bir filmin açılışını “Peppee” performansında dandik bir kartal animasyonuyla yapması (filmin geri kalanında bu denli tırt bir şeyle bir daha karşılaşmasak da) izleyicide tam bir hayal kırıklığı yaratıyor. Neden böyle bir şey yapıldığını anlamak güç, belki de dandik ötesi bir animasyonla yapılacak girizgahın beklentiyi düşürerek filmin geri kalanında görülecek efektlerin şahaneymiş gibi algılanmasını sağlayacağı da düşünülmüş olabilir. Hakikaten de açılış sahnelerinden sonra gelen görsel efektlerle eşeğimizi kaybedip bulmuş gibi olduk. Pek bi sevindik.</p>
<p>Görsel efektin dibine vurularak süslenmiş savaş sahneleri şu güne kadar Türk sinemasında görülmemiş güzellikte. Fakat Cennetin Krallığı filmini baştan izlemiş gibi hissederseniz kendinizi kötü hissetmeyin, yalnız değilsiniz. Zira açıların büyük bir kısmı bire bir taklit edilmiş. “Eee iki film de savunma savaşı anlatıyor, tabii ki benzer açılar kullanılacak” diyen arkadaşlar ise bana “Topu topu 7 nota var, kaç değişik beste yapılabilir ki ?” sözünün sahibi güzide sanatçımız Serdar Ortaç’ı hatırlatıyorlar.</p>
<p>Hikayemiz açılışını kameranın içine bakıp “Peki ya Resulullah,” diyen sahabilerin “Constantiniyye elbet fethedilecektir” hadisini izleyiciye aktarmasıyla başlıyor. Her Ramazan ayında iftara doğru yayınlanan “Çağrı” filminden aşinayız peygamberin gözünden dünyayı görmeye. Sinematik açıdan yönetmeni kısıtlayan bir kamera açısı, ama tabii ki bu da bir şans. Peygamberi öznel açıyla göstermenin izleyicide ufaktan özdeşleşme yarattığı için Müslümanları küfre soktuğunu, hatta belki de bu kamera açısının bizzat peygamberin kamera önünde gösterilmesinden daha tehlikeli olduğunu savunan bir “alim” görüşünden son anda paçayı sıyıran İslam alemi, kameranın icadının biraz gecikmesi sayesinde günümüzde içinde peygamber olan filmler de çekebiliyor.</p>
<p>Babasının ölüm haberini alıp apar topar Edirne’ye gelen genç sultan Mehmet, babasının cansız bedeni karşısına geçip “Ben seni çok sevmiştim ama sen beni hiç sevmedin” temalı bir konuşma yapıyor. “Kenara itilmiş, çocukluğunu yaşayamamış, o zamana dek kendisine hiç güvenilmemiş fakat idealleri olan genç” profili çizen Sultan Mehmet, o dakika salondaki izleyicinin tüm incinmişliğine, tüm örselenmişliğine kancasını takıyor ve ağızlara layık bir özdeşleşme yaşatıyor.</p>
<p>Filmde Fatih’in çevresini şöyle bir yoklayacak olursak, korkak bir başvezir, savaşla ilgili her gelişmede cennetle müjdelenmişçesine sevinen cesur bir grup devlet adamı, ailesi, Ulubatlı Hasan ve diğer askerler var. Burada birkaç gariplik var tabi. Dikkat ettiyseniz Akşemseddin’i sayamıyorum, çünkü film boyunca kendisini pek piyasada göremiyoruz. Şehrin alınmasında kilit rol oynayan Akşemseddin, filmde şehrin alınması tehlikeye girmişken “Neden toplandınız burada, olay mı var” yada “Aaaa, parti yapıyosunuz beni çağırmıyosunuz” diyebilecek kadar olaylardan bihaber bir karakter olarak senaryonun arasına sıkıştırılmış.</p>
<p>Bir başka gariplik de kendisinden hiçbir tarihi kaynakta bahsedilmeyen, var olup olmadığı bile belli olmayan mitolojik karakter Ulubatlı Hasan’ın filmde Fatih’in kankası olarak ortalıkta dolaşıp durması, hatta tarihi karakterlerle aşk yaşaması. Surların önüne gelen Fatih “Biz Kuran’ın emrine uyduk” derken, bir Rum kızı bulup evlilik dışı her türlü pozisyonda yiyişen Ulubatlı Hasan’ın neyin emrine uyduğu, yada daha açık konuşmak gerekirse neyin dikine gittiği ise bir muamma. Bu garip ilişki de senaryoya öyle bir şekilde iliştirilmiş ki “… o asker ne güzel askerdir” hadisiyle Ulubatlı Hasan karakterinin bir alakası var mı yok mu bunu bile pek sorma gereği duymuyoruz. Bunun yerine içgüdülerimizin sesini dinleyerek, “Adamın ömrü savaşlarda geçiyor, sevişecek tabi hakkıdır” diyoruz. Hatta “O sevişmesin de kimler sevişsin” diyoruz. En azından ben diyorum yani.</p>
<p>Kuşatma sırasında Türklerin aşırı ahlaklı, aşırı becerikli ve aşırı zeki olması, buna karşın bütün Konstantinopolis devlet yöneticilerinin ve halkının süzme salak ve zalim olması da ilgi çeken başka bir ayrıntı. Taraflar ve karakterler arasında o kadar derinlikten uzak, o kadar çizgi film tadında bir iyi-kötü ayrımı yapılmış ki, filmin ortasında çaktırmadan Sultan Mehmet’i Temel Reis, Bizans imparatorunu da Kabasakal yapsak hiçbir şey fark etmeden patlamış mısırınızı yiyerek filmi izlemeye devam edebilirsiniz.</p>
<p>Bir aydan fazla süre gıda ambargosu uygulanmış, şehri alevli mancınıklarla tarumar olmuş, eşini dostunu savaşta kaybetmiş Konstantinopolis halkının filmdeki kuşatma sırasında habire dansözlü mansözlü içkili eğlence partileri düzenlemesi gibi abuk sabuk senaryo öğeleri de hiç kuşkusuz amacına ulaşıyor. Bu sayede seyirciler olarak “Adamları bir ay boyunca bombalayıp şehirlerini ellerinden aldık ama meğer zaten başlarına gelen her şeyi hakediyormuş ipneler” diyebiliyoruz.</p>
<p>Herşey bittiğinde ise Sultan Mehmet’in “Fatih” sıfatıyla halka “Dininizi özgürce yaşayabilirsiniz” diyerek &#8211; sanki daha önce dinlerini yaşayamıyorlarmış gibi-  müjde vermesi, sonra da muhtemelen babası şehri savunurken ölmüş olan Rum bir kız çocuğunu kucaklaması da ilginç. Daha ilginç olan ise Fatih’in “Dini Özgürlük” temalı bu konuşmayı sonradan Camiye çevrilmiş olan Ayasofya kilisesinde yapmış olması.</p>
<p>Yani kısaca özetlemek gerekirse, filmlerde dünyayı kurtaran, kafasına poşet geçirilen Türk askerinin intikamını beyaz perdede almaya çalışan mantalite ile çekilmiş bir film daha var karşımızda. Yükselen muhafazakar-milliyetçi dalgadan payını alabilirse eğer, gişe rekorları dahi kırabilir. </p>
<p>Ama olsun. Üç saatliğine de olsa İsrail ile yapılan silah anlaşmalarını, Nato’nun dikte ettiği görevleri, Amerika Birleşik Devletleri adına orta doğuda çobanlık yaptığımızı, bağımsızlığımıza kasteden her türlü küresel gelişmeyi falan unuttuk vallahi. 1453’e tekrar döndük, İstanbul’u tekrar fethettik, şöyle bir rahat nefes aldık. Egomuzu biraz daha şişirdik, sonunda götümüzü tavana değdirdik.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/02/fetih-1453-ego-goklerdedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşin Aydınlanışı</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/02/gunesin-aydinlanisi/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gunesin-aydinlanisi</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/02/gunesin-aydinlanisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 10:12:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İçsel Miçsel]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlık]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneşin aydınlanışı]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=655</guid>
		<description><![CDATA[Gözlerinizi açarsınız. Güneş sımsıcak rengiyle ısıtmıştır odayı. Çapaklı gözlerinizi gezdirirsiniz bir süre. Sizden evvel uyanmış kuşların muhabbetini duyarsınız uzaklardan. Ne konuşuyorlar sabahın köründe ? Bi bok anlamıyorum. Ama önemli değil....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinizi açarsınız. Güneş sımsıcak rengiyle ısıtmıştır odayı. Çapaklı gözlerinizi gezdirirsiniz bir süre. Sizden evvel uyanmış kuşların muhabbetini duyarsınız uzaklardan. Ne konuşuyorlar sabahın köründe ? Bi bok anlamıyorum. Ama önemli değil. Bu kadar cıvıldadıklarına göre güzel bir şey olsa gerek.</p>
<p>Gözlerinizi açarsınız. Ama gün başlamamıştır daha. Gün, güneşin doğuşuyla başlamaz çünkü. Dünyamızı aydınlatan güneş değildir. Tüm gurur ve haşmetiyle ufukta yükselirken, dünyamızı ne kadar az aydınlatabildiğini bilmez güneş. Buna rağmen 150 milyon kilometre uzaktan büyük bir aymazlıkla elini kolunu sokar odamıza. Sonra etrafa saçtığı birkaç fotonla karanlıktan kurtardığını zanneder insanları. Evrendeki sayısız dandik yıldızdan biri olduğunu unutup böbürlenir sonsuz uzay boşluğunda.</p>
<p>Sonra gözlerinizi kapatırsınız tekrar. Halen her yer karanlıktır çünkü.</p>
<p>Güneş onu tınlamadığınızı görünce öfkelenir, çeker elini kolunu odanızdan. Öğlene doğru dik dik bakar sokaklara. Işığını sokar karanlıkta yürüyen insanların gözüne. Dertlerle boğuşurken saçları dökülmüş insanlar, kellerinden yansıyan ışıkla cevap verirler güneşe.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/güneşlananananan.jpg" alt="" title="güneşlananananan" class="aligncenter size-full wp-image-658" /></p>
<p>Akşamüstü yenilen pehlivan, doyamaz insanla güreşmeye. Ertesi gün yeniden mücadele etmek üzere öfkeyle burnundan nefes alarak kaybolmaya başlar batı ufkunda. </p>
<p>Ama gitmeden evvel son bir kez bakar odalarımıza. İşte bu, her yer karanlığa gömülürken güneşin aydınlandığı andır. Yatağında tek başına uyuyan bizleri görür güneş. Yalnızlığı seçer kızıl gözleri. Gün ortasında karanlığa boğulduğumuzu anlar sonunda. Anlar evet, çünkü sabaha karşı gözyaşlarını görürüz yaprakların, dalların üzerinde.</p>
<p>Sonra günlerden bir gün yatağınızda gözlerinizi açarsınız. Yanı başınızda, dağılmış uzun saçların arasında, daha açılmamış bir çift güzel göz görürsünüz. İşte o zaman aydınlanır dünyanız. Evvelden beri altı ay gündüz, altı ay gece yaşamış topraklarınız ısınır yeniden. Çünkü O, batı ufkunda kaybolarak karanlığa terk etmemiştir sizi. Bütün gece size sarılarak uyumuştur güneş. Saçlarına gömersiniz yüzünüzü, buram buram kokar sabaha karşı. Güneşe bu kadar yakın olmak yakar sizi, ama kimin umurunda ? Her bir nefeste dağılır yalnızlığın kasveti, her bir nefeste biraz daha aydınlanır odanız.</p>
<p>Akabinde bir gün yine batar güneşiniz, öğlen vakti karanlığı tadarsınız yeniden. </p>
<p>O yüzden, bu gezegen senin etrafında dönüyor diye kendini bir şey sanma güneş. Dünyayı aydınlatma iddiandan da vazgeç artık. Çek elini kolunu odamdan. Üşenmem, 150 milyon kilometre yol gelir ağzının üstüne çarparım senin. Sen bu karanlığı bilmezsin.</p>
<p>Sen yolumu aydınlat yeter. Ben bir gün elbet, kendi güneşimi kendim bulurum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/02/gunesin-aydinlanisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yavru Karga</title>
		<link>http://www.gayetciddi.com/2012/01/yavru-karga/?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yavru-karga</link>
		<comments>http://www.gayetciddi.com/2012/01/yavru-karga/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 23:18:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Gülbahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İçsel Miçsel]]></category>
		<category><![CDATA[karga]]></category>
		<category><![CDATA[yavru karga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gayetciddi.com/?p=645</guid>
		<description><![CDATA[Siluetinde yedi tepe minareler, uçuşan martılar gördüğünüz bu şehrin vaktiyle öyle bir ilçesi vardı ki, o ilçenin siluetinde kargalar, tamamlanmamış inşaatlar ve onların tepelerinde köyünde eşek peşinde koşan inşaat işçilerinin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Siluetinde yedi tepe minareler, uçuşan martılar gördüğünüz bu şehrin vaktiyle öyle bir ilçesi vardı ki, o ilçenin siluetinde kargalar, tamamlanmamış inşaatlar ve onların tepelerinde köyünde eşek peşinde koşan inşaat işçilerinin libidosunu temsil edercesine dikilmiş kolon ve demirlerden başka hiçbir şey yoktu. Ama yine de uyuşturucu kaçakçılarını, organ mafyasını, etnik bölücüleri, okulların önünde haraç kesen çeteleri ve fırsat buldukça silahlarını çekip sokağın ortasında birbirlerini vurarak intikam yeminleri savuran denyoları saymazsak güzel bir ilçeydi Esenyurt. Biz de top oynarken “burada top oynamayın demedim mi ulan size” diye bağırarak balkondan havaya iki el ateş eden o atletli adamı komik bir figür olarak algılayacak kadar çocuktuk.</p>
<p>Babamın arka tarafta kamyon kamyon peynir üretimi yapma hayalleriyle çift parsel araziye tek parsellik apartman inşa etmesi sayesinde, arkadaşlarım varoşun orta yerinde beton kum ve tuğla yığınlarından başka oynayacak hiçbir şey bulamazken, benim bitkiler ve ağaçlarla dolu arka bahçede kendime ait küçük bir dünyam vardı. Bunca umutsuzluğun arasında, kedi ve köpekleriyle, karınca yuvaları, taşların altında solucanları, çeşit çeşit ağaçları ve dallarında kuşlarıyla varoşun olanca griliğinin ortasında bir avuç doğaydı arka bahçemiz. İnşaatların 3. Katından kum yığınlarının üzerine atlayıp kıçımın aralarına kadar her yerimi kum yapmadığım zamanlarda, genellikle bahçemizde oynardım.</p>
<p><img src="http://www.gayetciddi.com/uploads/crow_0901098695_sm.jpg" alt="" title="crow_0901098695_sm" class="aligncenter size-full wp-image-646" /></p>
<p>Yine bahçeye girdim bir sabah. Bir gariplik vardı, başımı yukarı kaldırdım. Gördüğüm neredeyse bir kıyamet sahnesiydi. Sayısız karga dolaşıyordu gökyüzünde. Yüzlercesi de ağaçların dallarında bekliyordu, simsiyah olmuştu bahçe. Korkuyla karışık bir heyecan ve merakla aptal aptal gökyüzüne baktım. Neredeyse gökyüzünü kapatacak kadar kalabalıktı kargalar.</p>
<p>O sırada yakınlarda bir yerlerden tıkırtılar gelmeye başladı. Bahçedeki yakacak odun yığınının üzerine çıktım, kulağımı dayayıp dinlemeye başladım. Kaynağı doğrulayınca iyice odaklandım. Uzun süre dolaşarak bakındım. Sonra göz göze geldik. Odunların arasında, karanlığın içinde simsiyah gözleri boncuk gibi parlıyordu. Bu yavru bir kargaydı. 7 yaşındaydım, arkadaşlarım sokaktan seslenerek beni oyuna çağırıyordu. Karga odunların arasına, ben vicdanıma hapsoldum. Bahçeden çıkamadım.</p>
<p>Odunları tek tek kaldırıp atmaya başladım. Bedenim küçük, kollarım güçsüzdü. Odunları kaldırmak saatlerce sürdü. Ellerim kan içinde kalmış, akan kan yepyeni bayramlık pantolonumu kıpkırmızı yapmıştı. Odunların arasından bir çok kez göz göze geldik. Ona kızamadım, muhtemelen bir çatıdan uçmaya çalışıyordu, yapamadı. </p>
<p>Saatler geçip hava karardığında yüzlerce odun taşımıştım. Sonunda yavru karga bir aralık bulup odunların arasından fırladı. Dallarda mücadeleyi izleyen kargalar hareketlendi. Bahçenin içinde dakikalarca zıplayarak başarısız uçma denemeleri yapan yavrunun peşinde koştum sonunda yakaladım, Avuçlarımın arasına aldım. Ben onun gözlerine baktım, o da benimkilere.</p>
<p>Koşa koşa merdivenlerden yukarı çıktım. Damdaki kapıyı araladım, küçük siyah arkadaşı dama salıp kapı aralığından izlemeye başladım. Yavruyu fark etmeleri birkaç saniye sürdü, bir anda tüm dam etrafa konan kargalarla simsiyah oldu. Toplu bir havalanma sekansından sonra yavru kaybolmuştu.</p>
<p>Evet, belki de odun taşırken ağzıma sıçılmıştı. Ama tekrar denemeye hakkı vardı yavrunun. Hiç çekinmeden tekrar atlamalıydı. Tekrar düşmeliydi, uçmak istiyorsa, önce düşmeliydi.</p>
<p>Şu ara ben de uçmaya çalışıyorum çatılardan. Eğer bir gün gökyüzünde yüzlerce karganın dolaştığını görürseniz, düşmüşümdür çoktan, hapsolmuşumdur bir yerlerde. Ama korkmayın, çünkü insanlar da böyle öğrenir uçmayı. Kimin gizli bahçesine düştüysem, eninde sonunda gelir narin bedenine aldırmadan ne varsa kaldırır üzerimden. Kanlar içindeki elleriyle tutar beni, ben onun gözlerine bakarım, o benimkilere. </p>
<p>Tekrar denerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gayetciddi.com/2012/01/yavru-karga/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

