Yavru Karga

Siluetinde yedi tepe minareler, uçuşan martılar gördüğünüz bu şehrin vaktiyle öyle bir ilçesi vardı ki, o ilçenin siluetinde kargalar, tamamlanmamış inşaatlar ve onların tepelerinde köyünde eşek peşinde koşan inşaat işçilerinin libidosunu temsil edercesine dikilmiş kolon ve demirlerden başka hiçbir şey yoktu. Ama yine de uyuşturucu kaçakçılarını, organ mafyasını, etnik bölücüleri, okulların önünde haraç kesen çeteleri ve fırsat buldukça silahlarını çekip sokağın ortasında birbirlerini vurarak intikam yeminleri savuran denyoları saymazsak güzel bir ilçeydi Esenyurt. Biz de top oynarken “burada top oynamayın demedim mi ulan size” diye bağırarak balkondan havaya iki el ateş eden o atletli adamı komik bir figür olarak algılayacak kadar çocuktuk.

Babamın arka tarafta kamyon kamyon peynir üretimi yapma hayalleriyle çift parsel araziye tek parsellik apartman inşa etmesi sayesinde, arkadaşlarım varoşun orta yerinde beton kum ve tuğla yığınlarından başka oynayacak hiçbir şey bulamazken, benim bitkiler ve ağaçlarla dolu arka bahçede kendime ait küçük bir dünyam vardı. Bunca umutsuzluğun arasında, kedi ve köpekleriyle, karınca yuvaları, taşların altında solucanları, çeşit çeşit ağaçları ve dallarında kuşlarıyla varoşun olanca griliğinin ortasında bir avuç doğaydı arka bahçemiz. İnşaatların 3. Katından kum yığınlarının üzerine atlayıp kıçımın aralarına kadar her yerimi kum yapmadığım zamanlarda, genellikle bahçemizde oynardım.

Yine bahçeye girdim bir sabah. Bir gariplik vardı, başımı yukarı kaldırdım. Gördüğüm neredeyse bir kıyamet sahnesiydi. Sayısız karga dolaşıyordu gökyüzünde. Yüzlercesi de ağaçların dallarında bekliyordu, simsiyah olmuştu bahçe. Korkuyla karışık bir heyecan ve merakla aptal aptal gökyüzüne baktım. Neredeyse gökyüzünü kapatacak kadar kalabalıktı kargalar.

O sırada yakınlarda bir yerlerden tıkırtılar gelmeye başladı. Bahçedeki yakacak odun yığınının üzerine çıktım, kulağımı dayayıp dinlemeye başladım. Kaynağı doğrulayınca iyice odaklandım. Uzun süre dolaşarak bakındım. Sonra göz göze geldik. Odunların arasında, karanlığın içinde simsiyah gözleri boncuk gibi parlıyordu. Bu yavru bir kargaydı. 7 yaşındaydım, arkadaşlarım sokaktan seslenerek beni oyuna çağırıyordu. Karga odunların arasına, ben vicdanıma hapsoldum. Bahçeden çıkamadım.

Odunları tek tek kaldırıp atmaya başladım. Bedenim küçük, kollarım güçsüzdü. Odunları kaldırmak saatlerce sürdü. Ellerim kan içinde kalmış, akan kan yepyeni bayramlık pantolonumu kıpkırmızı yapmıştı. Odunların arasından bir çok kez göz göze geldik. Ona kızamadım, muhtemelen bir çatıdan uçmaya çalışıyordu, yapamadı.

Saatler geçip hava karardığında yüzlerce odun taşımıştım. Sonunda yavru karga bir aralık bulup odunların arasından fırladı. Dallarda mücadeleyi izleyen kargalar hareketlendi. Bahçenin içinde dakikalarca zıplayarak başarısız uçma denemeleri yapan yavrunun peşinde koştum sonunda yakaladım, Avuçlarımın arasına aldım. Ben onun gözlerine baktım, o da benimkilere.

Koşa koşa merdivenlerden yukarı çıktım. Damdaki kapıyı araladım, küçük siyah arkadaşı dama salıp kapı aralığından izlemeye başladım. Yavruyu fark etmeleri birkaç saniye sürdü, bir anda tüm dam etrafa konan kargalarla simsiyah oldu. Toplu bir havalanma sekansından sonra yavru kaybolmuştu.

Evet, belki de odun taşırken ağzıma sıçılmıştı. Ama tekrar denemeye hakkı vardı yavrunun. Hiç çekinmeden tekrar atlamalıydı. Tekrar düşmeliydi, uçmak istiyorsa, önce düşmeliydi.

Şu ara ben de uçmaya çalışıyorum çatılardan. Eğer bir gün gökyüzünde yüzlerce karganın dolaştığını görürseniz, düşmüşümdür çoktan, hapsolmuşumdur bir yerlerde. Ama korkmayın, çünkü insanlar da böyle öğrenir uçmayı. Kimin gizli bahçesine düştüysem, eninde sonunda gelir narin bedenine aldırmadan ne varsa kaldırır üzerimden. Kanlar içindeki elleriyle tutar beni, ben onun gözlerine bakarım, o benimkilere.

Tekrar denerim.

Etiketler: ,
Hakan Gülbahçe

Hakan Gülbahçe Hakkında

Kocaeli Üniversitesi / Radyo Sinema Televizyon