Benim bir su kaplumbağam var. Neden var diye sormayın, var işte. Uzun hikaye. İnsanlığın önünde “gerçek bilgi mümkün müdür” yada “evrensel ahlak var mıdır” gibi felsefi sorgulamaların tümü cevapsız dururken, tutup da neden bende bir su kaplumbağası olduğunu sorgulamanın bi anlamı yok.
Konumuza dönelim. Bir su kaplumbağasının bir masa saatinden farkı, nadiren de olsa akvaryumunun içinde kendi kendine hareket edip yer değiştiriyor olması. Bir de dikkat ettim masa saati sıçmıyor. Su kaplumbağası baya bildiğin sıçıyor. Küçük şeritler halinde bokları akvaryumunun atmosferinde teatral bir havayla süzülüyor. Hatta suyunu çok uzun süre değiştirmezseniz akvaryum bembeyaz bir bok havuzuna dönüşüyor.

Su kaplumbağası, besleyebileceğim en son hayvanlardan biriyken ve hatta sıralamada sondan birinci olabilecek özelliklere sahipken, kader bir şekilde bu küçük, sevimli ve savunmasız arkadaşı benim yanıma attığı için yemini veriyorum, suyunu değiştiriyorum. Kendisini klozete atıp üzerine sifonu çekmememin sebebi canlı hayatına saygı duymam ve dallanıp budaklanan evrimin ortak kökleri nedeniyle tüm canlıları kardeşim olarak görmemden başka bir şey değil.
İnsanlar kendilerine muhtaç olanları korurlar. Bu yüzden insanlık tarihi boyunca evrende koruyucu güçlerin var olduğuna inanmak hep çekici olmuştu. Çünkü evrenin bu karışıklığı ve öngörülemezliği içerisinde, insanoğlunun olası bir Tanrı karşısındaki konumu bir su kaplumbağasından pek de farklı olamazdı. Bu yüzden inandık, iyi kalpli, iyi niyetli insanlar olursak herşeyin yolunda gideceğine gönülden inandık.
Ama bizden önce gelmiş geçmiş milyarlarca insan gibi, biz de neden bir bok havuzu içerisinde yüzdüğümüz sorusunun cevabını bir türlü bulamadık. Ve yaşlandıkça tünelin diğer ucunda bir sifonla içinde kaybolacağımız klozeti daha net görmeye başladık.
Yola çıkıyor, arabanın altında kalıyorsunuz. Aşık oluyor, aldatılıyorsunuz. Aç kalmamak için hayvanlar gibi mücadele ediyorsunuz. Yaşadığımız her olay, iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın ötesinde diyalektik bir sebepten kaynaklanıyor. Evrenin bu hayatı anlamlandırmak gibi bir kaygısı yok. Dolayısıyla, insanların vicdanı olmadığı müddetçe, evrenin de bir vicdanı yok.
Sırf iyi kalpli olduğunuz için sizi koruyup kollayacağına inandığınız bu evren sizi apaçık bir bok havuzunda yüzdürüyorsa, buna sabretmenin aslında bir erdem olmadığını anlamanız gerekiyor. Gerçekçi olun, Clark Kent’in bir telefon kulubesinde Süpermen kostümü giymesini beklemek yerine birbirinizi kollayın. Ortaçağ kafası kadar dar akvaryumunuzdan çıkın, kendinize bir okyanus bulun.
Merak etmeyin, akvaryumundan çıkacak kadar kadar cesareti olmayan su kaplumbağalarının suyunu değiştirmeye devam ediyorum, bendeki ufaklık da dahil.
