Ticari Filmler Cehennemi (Rise of the Planet of the Apes)

Bilim kurgu filmlerinden beklediğimiz tek bir şey var aslında. Yaratıcılıklarıyla bizleri şaşırtmaları. Çünkü genel olarak sinemanın yanı sıra bilim kurgu, bariz bir şekilde hayal gücünün ve yaratıcılığın at koşturduğu bir alandır. Ve yaratıcılık barındırmayan bir bilim kurgu filmi külliyen anlamsızdır. Hatta herhangi bir kötü filmden daha kötüdür. Bir Matrix’i, bir Azınlık Raporu’nu, bir District 9′u izlerken hissettiklerimi hatırlıyorum. Tepkilerim çeşitliydi elbette ama hepsini “Oha, bunu da mı düşünmüşler ?” şeklinde özetlemek mümkündü. “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç” filminde ise durum tam tersine döndü ve iş “Oha, bunu da mı düşünemediniz ?” noktasına geldi.
 
Filmin genel konusunu zaten biliyoruz. Özetlemek gerekirse, tohumların fidana, fidanların ağaca, ağaçların ormana döndüğü Amerikan yurdunda, dalların arasında bilinçsizce meyve kabuğu dişleyen maymunların birden bire dünyanın en etkin memelileri haline gelişinin hikayesi anlatılıyor. Böylesine ilginç bir konu çeşitli şekillerde sürdürülebilir elbette. Ama en önemlisi, hiç kuşkusuz hikayenin nasıl başladığı. Biz sinema izleyicileri olarak, radikal insan yığınlarının bir araya gelip hiçbir şeyi değiştiremediği şu dünyada, zekası ancak insanlar kadar gelişmiş bir grup maymunun dünyayı nasıl ele geçireceğine dair soruya, mantıklı, yada mantığı geçtik en azından yaratıcı bir cevap bekliyoruz doğal olarak. Fakat merak içinde perdeye kitlenmiş izleyiciye verilen cevabın uydurukluğu karşısında ağzınız açık kalabilir.


 
Yoğun uğraşlar neticesinde “Tüm insanları öldürüp maymunları da zeki yapmamız gerekiyor, nasıl bir hikaye yazsak ?” sorusuna verilebilecek en güdük cevabı nihayet bulabilmişler: “Tabii ki tüm insanları öldürüp maymunları da zeki yapacak olan bir virüsle!” Bu fikrin ortaya atıldığı seneryo grubunda büyük bir alkış kopmuş olabilir. Hatta mutluluktan mendil sallayıp “teey teey” diye bağırarak masanın etrafında halay çekmiş bile olabilirler. Ama bu, hikayenin gerçekten çok ucuz olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ama diğer yandan zorlama da olsa, böyle birşeyin teorik olarak mümkün olması insanı ürkütmüyor değil. Teknolojinin insanlığın sonu olacağına dair küresel sezgi arttıkça, bu tarz antin kuntin sebeplerle insanlığı yok eden senaristlerin sayısı da git gide artıyor. Hiç belli olmaz, zamanla “Unabomber”e hak vermeye başlayabiliriz.
 
Vaktiyle “Bu filmi Avatar filmini yapan ekip yapmış abi!” bilgisinin bünyemde yarattığı coşkuyla “O zaman sağlam filmdir” demişliğim vardı. Çünkü Avatar, gerçekten sağlam bir filmdi. Görsel efektler, filmin felsefesi ve yaratıcılık göz kamaştırıcıydı. Ama her sinemaseverin fark ettiği gibi, isim yapan ekiplerin zaman zaman ticari bir film yaparak kısa yoldan şöhretinin kaymağını yemesi olağan bir durumdur. “Ben parama bakarım” zihniyeti sadece Hababam Sınıfından tanıdığımız gözlüklü müdüre ait bir felsefe değil. Bu durumda bize de Mahmut hoca gibi sinirden kalp krizi geçirmek dışında bir seçenek kalmıyor.
 
Elli tane maymunun, insanların yapamadığını yaparak tüm dünyayı ele geçirecek bir devrim gerçekleştirmesi sırasında çok ekstrem olaylar yaşanacağını zannedebilirsiniz. Ama senaryoda yoldan çevireceğiniz herhangi bir insanın hayal gücü seviyesinde bir üretimle karşı karşıyayız ne yazık ki. Ve filmin bu tahmin edilebilirliği de artık bir süre sonra canımızı sıkmaya başlıyor. Bir yığın mantık hatası da cabası. Evrim Teorisi’nden esinlenmiş fakat teori ile hiçbir bağlantısı olmayan film, kanımca en çok Adnan Oktar’ın hoşuna gidecek.
 
Azınlık Raporu’nu yada Yapay Zeka filmini kaç kez izlediğimi hatırlamıyorum bile. Ve bir kıyaslama yapmak gerekirse bu film onların yanında, kremaya abanılarak yapılmış uyduruk bir düğün pastasına benziyor. Geyiğini yapmak için bir kez izlenebilir, hatta belki izledikten sonra benim gibi geçici bir mutluluk bile yaşayabilirsiniz. Ama DVD arşivimde asla yer bulamayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Filmin izleyiciye kazandırdığı en güzel – ve belki de tek- şey, denek hayvanları ile empatiye geçme imkanı diyebiliriz. Maymunların yaşadığı eziyet karşısında, araştırma ve hesaplamalarıma göre her bir izleyici salondan %25 oranında Panter Emel olarak çıkıyor.
 
Sadede gelirsek, hafta sonunda nereye harcanacağı çok da mühim olmayan bir-iki saatiniz varsa, günün geyik konusu olmak üzere “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç” filmi ideal. Bu arada düşünüyorum da, acaba tüm ticari film ekiplerini yok edip geri kalanlarını da çok zeki yapmak için nasıl bir şey yapmalıyım ? Aslında… Neyse, daha yaratıcı bir yöntem bulmam lazım.

Hakan Gülbahçe

Hakan Gülbahçe Hakkında

Kocaeli Üniversitesi / Radyo Sinema Televizyon