Alt metninde, hiçbir özelliği olmayan boş beleş sorumsuz bir Amerikalı’nın bile tüm dünyaya bedel olduğu mesajını içeren filmlere artık alıştık. Tabii uzay gemisi bozulan tüm uzaylıların Amerika’ya inmesini de artık garipsemiyoruz. Öyle ki artık sinemada Amerikan şovenizmini Gerilim, Macera, Komedi gibi ayrı bir tür olarak değerlendirebilecek kadar çok örnek var elimizde. Bu tarz o kadar çok film var ki “Tüm uzay araçları neden Amerika’ya iniyor abi ya” muhabbeti bile en az olgunun kendisi kadar klişe haline geldi. Ancak Amerikan şovenizmini bir kategori olarak değerlendirsek bile “Yeşil Fener” malesef pek göze çarpan bir performans gösteremiyor.
Star Wars serisini izleyenler tiksinerek farkedecektir ki, evreni koruyan polisleriyle, iyi ve kötü güçlerle, tarikatimsi örgüt ilişkileriyle “Yeşil Fener” tam bir Star Wars çakması. Jedi’ları al, yerine “Yeşil Fenerleri” koy. Gücün aydınlık tarafını at, yerine yeşil gücü koy. Gücün karanlık tarafını salla, yerine sarı ışığı koy. Biraz da göz kararı Amerikan ordusu ekle. İşte yepyeni bir ticari film senaryosu hazır, afiyet olsun.

Biz zavallı insanlar, sistemin bizlere dayattığı “Sıradışı olma standartları” sebebiyle kendimizi her daim biraz sıradan hissederiz.
Bu da her dem bir keşfedilme arzusuyla yaşamamıza neden olur. Sistemin hiçe saydığı, fakat içten içe değerli olduğunu bildiğimiz
cevherlerimiz elbette bir gün sıradışı bir şekilde, sıradışı insanlar tarafından keşfedilecektir, yersen tabii. Harry Potter, Star Wars, Örümcek Adam, Can Dostum gibi öyküler izleyiciyi tam da bu duygularından yakalarlar ve sıradan insanı popüler yaparak kendisine bir motivasyon kaynağı arayan vatandaşa mükemmel bir özdeşleşme yaşatırlar.
“Yeşil Fener” de kahramanın yolculuğu modelinin en dandik örneklerinden birini ortaya koyarak izleyiciyi etkileme peşinde. Normalde emeğe saygı baabında en kötü filmlere bile az biraz saygı duyarım. Ama bu sefer fazla kaçmış Amerikan sosu yüzünden ufacık bir saygı bile uyanmadı bünyemde.
Jetlerden ve savaşlardan orgazmik zevkler alan insanlardan değilim. Bunda herşeyin temelinde iktisadi çıkar ilişkileri bulunduğunun farkına varmış olmamın büyük etkisi var. Bu yüzden açılışını F-35 uçaklarını “yenilmez” sıfatıyla överek yapan “Yeşil Fener” bende heyecan değil, tam bir tiksinti uyandırdı. Tüm sanatların bir araya gelerek oluşturduğu sinema sanatının savaş gereçlerinin reklamını yapmak için kullanılması kadar adice birşey düşünemiyorum.
Sinema salonunda 3D fragmanını izleyip tav olduğum film, gerçekte baştan sona vasat bir 3D performansı gösteriyor. En göze hitap eden efektler de ne hikmetse yalnız jenerikte görülebiliyor.
“Yeşil Fener” cesurca ifade etmek gerekirse tam bir vakit kaybı. Bana sorarsanız, Star Wars serisinin ucuz bir taklidini izlemek yerine Star Wars’ı tekrar izlemek daha iyidir.
